|
18 Ekim
|
“Ses Canavarı”: Vuvuzela |
|
Başlangıç “Mevzuuyla kayıtlı mahalli idrak” çerçevesinden bakıldığında sesin kendisinin belli başlı birtakım fizikî özellikleri olduğu görülür. Murat Taner’in dediğine göre, ses tabiatta üç şekilde üretilir; başka türlü üretil(e)mez. Normal şartlar altında, tabiatta üretilen sesler, müzik zaviyesinden bakıldığında vurarak, (davul, darbuka vs.), yayla çekerek (keman, kemençe vs.) ve üfleyerek (ney, zurna vs.) şeklindedir. (Murat Taner, “100 Yıllık Azab Bitiyor”, Aylık, Temmuz 2010, sayı: 70, s.24.) Tabiatta, diğer bir ifadeyle de müzikte “üfleyerek” üretilen seslerden biri de, Güney Afrika yerlilerinin kullandığı ve bir tür zurna olan vuvuzela’dır. Devamını oku... Yorumlar (2)
|
|
10 Ekim
|
Yakın Tarih Muhasebesi ve Salih Mirzabeyoğlu |
12 Eylül 2010 Anayasa Referandumu sonrası yakın tarih ile ilgili tartışmalar çok yoğun bir şekilde işleniyor. Tartışmanın ana konusu “daha çok demokrasi”, “insan hakları” ve “darbe karşıtlığı” istikametinde şekilleniyor. 27 Mayıs Darbesi (1960), 12 Mart Muhtırası (1972) ve 12 Eylül Darbesi (1980) uygulamaları/işkenceleri hemen her yazar-çizer tarafından haklı olarak hesaba çekiliyor. Yakın tarih, yukarıda da belirtildiği üzere “daha çok demokrasi” veya “ileri demokrasi” adına hesaba çekiliyor. “Demokrasi” mefhumunu “vasıta” olarak kabul edenler açısından bunun gayet tabii ki nisbi iyileştirici bir tarafı vardır, fakat temelde, yani “olması gereken” veya “yapılması gereken” açısından bu tür tartışmalarda çok, ama çok dikkatli olmak gerekiyor.
|
|
10 Ekim
|
Spor ve Gaye |
|
“Oluşta kendini idrak etmek” veya “varolmak” ve spor… Bu iki mefhum çerçevesinde ne/neler söylenebilir? Çok açık ve net söylemek gerekirse, spor “oluşta kendini idrak etmek” mevzuu içerisinde değerlendirilebilecek bir mevzudur ve bu çerçevede ele alınabilecek bir tür vasıtadır. |
|
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 Sonraki > Son >> |
| Sayfa 6 / 9 |


12 Eylül 2010 Anayasa Referandumu sonrası yakın tarih ile ilgili tartışmalar çok yoğun bir şekilde işleniyor. Tartışmanın ana konusu “daha çok demokrasi”, “insan hakları” ve “darbe karşıtlığı” istikametinde şekilleniyor. 27 Mayıs Darbesi (1960), 12 Mart Muhtırası (1972) ve 12 Eylül Darbesi (1980) uygulamaları/işkenceleri hemen her yazar-çizer tarafından haklı olarak hesaba çekiliyor. Yakın tarih, yukarıda da belirtildiği üzere “daha çok demokrasi” veya “ileri demokrasi” adına hesaba çekiliyor. “Demokrasi” mefhumunu “vasıta” olarak kabul edenler açısından bunun gayet tabii ki nisbi iyileştirici bir tarafı vardır, fakat temelde, yani “olması gereken” veya “yapılması gereken” açısından bu tür tartışmalarda çok, ama çok dikkatli olmak gerekiyor.
İnsanoğlu doğumundan ölümüne kadar bütün hayatı boyunca sürekli olarak “varolma” kavgası içerisindedir. Bu kavga, diğer bir ifadeyle de “hayat mücadelesi”, “varolmak” mânâsı etrafında şekillenir, anlam kazanır. “Varolmak”, İBDA Mimarı Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun yüksek ifadeleriyle, “oluşta kendini idrak etmektir.”