| Doping Üzerine |
|
|
|
| Osman Temiz tarafından yazıldı. |
|
Vaktiyle Avrupa ve Amerika’da güreş tutan güreşçilerimizin şahsında “Türk gibi kuvvetli” dedirten saik neydi acaba? Bir tür doping mi?.. Peki bugün Amerika’yı sporda dünyanın zirvesinde tutan saik nedir?.. Birazdan bunların cevablarının üzerinde duracağız. ABD, Devletlerarası Spor Organizasyonları'ndaki "üstün başarı"sını neye borçlu?.. Bilindiği üzere, bugün bütün Dünya Devletleri arasında spor, Devletlerarası "yarış ve müsabaka" şekline bürünmüş ve spor sahaları da adeta "cenk" meydanlarına dönüşmüştür... Devletlerin birbirlerine karşı olan gizli düşmanlıklarını net bir şekilde gösterebildikleri en bariz mekânlardan biri olarak kabul edilebilir spor sahaları... Nitekim spor sahaları, devletlerin "prestij ve üstünlük" devşirdikleri "güzide" mekânlar olarak kendilerini gösterirler.
Bugün bütün Dünya Devletleri arasında politika, nasıl ki "savaşın değişik araçlarla devamı" şeklinde değerlendiriliyorsa, aynı şekilde Devletlerarası Spor müsabakalarının da, politika gibi, bir nevî değişik araçlarla "savaşın devamı" niteliği taşıdığı söylenebilir. Sporun "barış, sevgi, kardeşlik" olduğu mânâlarına kimse inanmasın. Spor, "barış, sevgi ve kardeşlik" duygularının hâkim olduğu bir zaman ve mekânda yapılırsa eğer, bu kavramlar bir anlam taşır. Aksi takdirde, spor, temelinde "yarış ve müsabaka", yani "rekabet" olduğundan düşmanlıkları körükleyicidir. Nitekim spor sahalarındaki "şiddet" buna misâldir. Spor sahalarından başlayıp da Devletlerarası Savaşa yol açan müsabakalar-maçlar da yok değil. Spor tarihi kitapları bu tür hâdiselerle dolu... Spor sahaları bazen iki kişinin, bazen iki takımın, bazen de iki devletin birbirleriyle hesaplaşmasına yol açmanın mekânları olmanın yanında, bazen de bütün Dünya Devletleri arasında gerçekleştirilen "büyük ve görkemli" spor organizasyonlarına yataklık ederler. Bu tip spor organizasyonlarının arasında en popüler olanının, en çok itibar göreninin ve en çok iştirak edileninin "Modern Olimpiyat Oyunları" olduğu hepimizin malûmudur. Günümüz 20. yüzyıl dünyasında en popüler olan spor organizasyonu "Modern Olimpiyat Oyunları"dır. Bu "oyunlar", "Devletlerarası Olimpiyat Komitesi" tarafından her dört yılda bir dünyanın muhtelif devletlerinin şehirlerinde organize edilmektedir. Hemen hemen bütün dünya devletleri de bu oyunlara "Milli Olimpiyat Komiteleri" vasıtasıyla katılmaktadırlar. “Modern Olimpiyat Oyunları”nı 1890'lı yıllarda ilk kez gündeme getiren kişinin Baron Pierre de Coubertin olduğu söylenir. Kendisi, Katolik bir papazın oğlu olmakla birlikte hem bir mason, hem bir pedagog, hem de koyu bir Fransız Milliyetçisi'dir. "Oyunları", Eski Yunan kültürünün bir ürünü olan "Olimpia Şenlikleri"nden mülhemle gündeme getirmiştir. Malûm olduğu üzere "Olimpia Şenlikleri", bugün de olduğu gibi her dört yılda bir, Eski Yunan'da "putların putu" olarak da kabul edilen "Zeus" adına yapılırdı. Bu "şenlikler"in Eski Yunan'da başka bir anlamı daha vardı ki, o da şudur; sürekli savaş hâlinde olan Yunan'lı site devletlerinin arasındaki savaşlara ara vermek... Bundan dolayıdır ki, Eski Yunan'da "Olimpia Şenlikleri"nin yapıldığı zaman aralığına "Kutsal Fasıla" ya da "Kutsal Barış" da denmiştir. Baron Pierre de Coubertin de "Modern Olimpiyat Oyunları"nı gündeme getirirken aynı kaygıyla hareket etmiştir. Nitekim onun da amacı, yıllardan beridir Avrupa Devletleri arasında süre gelen "kardeş" kavgalarına/savaşlarına son verdirmek ve "Oyunlar" vasıtasıyla "Barış" a katkıda bulunmaktı. Daha sonra bu düşünce oyunların bütün dünyaya yayılmasıyla birlikte "Dünya Barışı"na katkı şeklinde yorumlandı, ayrı mesele... Yukarıda "Modern Olimpiyat Oyunları"nı "Devletlerarası Olimpiyat Komitesi"nin organize ettiğini söyledik. Siz de sanırsınız ki, Dünya Devletleri biraraya geldi ve "Dünya Barışı"na katkıda bulunmak için bir "Spor Organizasyonu Komitesi" kurdular. Halbuki kazın ayağı hiç de öyle değil! İşin aslı şu; nasıl ki, Birleşmiş Milletler denen "Domuzlar Diktatoryası" veto hakkına sahib imtiyazlı devletlerin tasarrufunda kurulduktan sonra, diğer devlet veya devletçikleri kendi etrafında "püskül" kıldıysa, aynı şekilde "Devletlerarası Olimpiyat Komitesi" de, Batı'daki Masonların biraraya gelerek kurdukları bir "dernek" olup, üstlendikleri misyonun, "Domuzlar Diktatoryası"nın dünya sporu üzerindeki versiyonudur. Fransa’da kurulup, İdare Merkezini İsviçre'ye taşıyan bu "Komite", bütün dünya devletlerine kendisi temsilci tayin eder. Tayin ettiği kişi, adeta vatandaşı olduğu ülkenin spor alanındaki "Sömürge Valisi" statüsündedir. Bu "Sömürge Valileri" vatandaşı olduğu ülkelerin spor faaliyetlerini kandilerinden istendiği şekilde organize ederler veya organize olunmasına önayak olurlar. Bütün bu gayretlerinin tek bir amacı vardır. "Temsilcisi" oldukları ülkede, ülkenin adını alarak bir "Milli Olimpiyat Komitesi" kurulmasını sağlamak ve her dört yılda bir "Devletlerarası Olimpiyat Komitesi" de denen "Domuzlar Diktatoryası"nın spordaki versiyonunun organize ettiği "Olimpiyat Oyunları"na katılmaya hak (!) kazanmak. Tabiî ki, şu masum slogan eşliğinde; "Dünya Barışı"na katkı!.. Mevzuu başlığından bir hayli uzaklaştırdığımızın farkındayım. Ama bir bilgi olarak bunu böylece vermek istedim. Mevzuumuza geri dönebiliriz. Hakikaten ABD, "Devletlerarası Spor Organizasyonları"ndaki bu başarısını neye borçludur? Çok çalışmasına mı? Elbetteki çok çalışmasına! Ama bu çalışma şekli nasıl bir çalışma şeklidir acaba?.. ABD'nin, Avusturalya'da yapılan en son "2000 Sydney Olimpiyat Oyunları"nda en fazla "altın madalya" alarak "Dünya Birincisi" olduğu malûm. Daha önceki "Olimpiyat Oyunları"nda da "başarısı" malûm. ABD'lilerin de normal insanlar olduğu düşünülecek olursa, spordaki bu başarılarının arkasında ne tür sebeblerin aranması gerekir? Kulaklarımıza gelen şu sesi duymuyor değiliz; “ABD dünyanın en ileri teknolojisine sahibtir!” İşte ben de tam bu noktadan sonra meselenin üzerinde durulması gerektiğini düşünüyorum. ABD'nin her defasında teknolojik üstünlüğünü bütün dünyaya isbat etmek gibi bir kaygıyla hareket ettiğini biliyoruz. Peki, hayatını teknolojik âletlerle âdeta robotlaştıran ABD nasıl oluyor da spor yarış ve müsabakalarında her daim bu denli başarılı olabiliyor! Halbuki spor, sporcuların "eşit şartlar altında" "yarış ve müsabaka " yaptıkları bir şey. ABD'liler insan da, diğer devletlerin insanları insan değil mi? Her nedense bu "eşit şartlar altında" ABD daha bir "eşit" gibi duruyor... ABD'liler spordaki bu performanslarını neye borçlular? Daha önce de söylediğim gibi, çok çalışmalarına mı? Ya da "antrenman teknikleri"nin "ileri teknoloji" ile destekleniyor oluşlarına mı? Halbuki "antrenman teknikleri" bilgisi bugün bütün dünyada neredeyse tek bir kitab bilgisi hâline getirilmiştir. İnsan fizyolojisi de ortada. Tıbbın bugünkü geldiği nokta da... Tıbdan yararlanma hemen hemen her devlet için vaka-i adiyeden!.. Ama yine de ABD sporda her daim daha bir başarılı... Acaba ABD'liler spordaki bu yüksek performanslarını "bir nevî doping"e mi borçlular? Evet ama, spor organizasyonlarında, hele hele "Devletlerarası Spor Organizasyonları"nda "doping" kullananların hâli ortada. Bunların "yarış ve müsabakalar"dan hemen sonra enselendiklerini biliyoruz. Bugün "doping merkezleri"nin harıl harıl çalıştığı malûm. Buna rağmen ABD'nin spordaki bu başarısının sırrı nedir acaba? Neticede ABD'li sporcuların sportif performansını arttıran bir şey var, ama bu nedir? Acaba, ABD kendi sporcularına "doping" kullandırıyor da, bu "doping", "doping merkezleri" tarafından tesbit edilemiyor mu? Şahsen ben bunun böyle olduğunu düşünüyorum. "Savaş Teknolojisi"nden biliyoruz. Bir düşman uçağı devletin hava sahanlığını ihlâl ettiği ânda bu ihlal ediş hemen radarlar tarafından tesbit edilir. Ama biz, ABD'nin radarlara yakalanmayan uçakları da icad ettiğini biliyoruz. Bu ekstra bilgiden yola çıkılarak, ABD'nin "doping merkezleri"nde tesbiti mümkün olmayan "bir tür doping" imal-icad ettikleri söylenebilir. Nitekim "doping merkezleri", "doping" olarak tesbit edilen, dikkat edin, "doping" olarak kabul edilen maddelerin -ki bu maddelerin hepsi kimyevîdir- araştırılması neticesinde sporcuların "dopingli" olup olmadıklarına karar verir. ABD'liler ya "doping" olarak kabul edilmeyen bir "doping", hem de bilinen "doping türleri"nin pabucunu dama attıracak kadar "etkili bir doping" keşfettiyseler ve bunu da "Devletlerarası Spor Organizasyonları"nda kullanıyorlarsa? Bunun için yapılacak bir şey yoktur. "Dünya Barışı"nın sürmesi için diğer dünya devletleri böyle bir hileye göz yummak zorunda. Gerçi bir hileye karşı göz yumma espirisi hileyi gören gözün hakkıdır ayrı mesele. Bu hileyi gören göz nerede?.. Bizler, bu hileyi gören "göz"ümüz olmasaydı bu kadarını da göremeyecektik. Çok şükür ki "gören "göz"ümüz var!!! Doping nedir?.. Doping kelimesi İngilizce bir kelime olup, “insan sinir sistemi üzerinde uyarıcı etki yapan bütün kimyevî maddeler” mânâsına gelmektedir. İngilizler bu doping kelimesini Güneydoğu Afrika yerli dillerinden Brunce kökenli bir kelimeden; “dop” kelimesinden türetmişlerdir. Rivayet odur ki, Güneydoğu Afrika yerli halkı kendi özel toplantılarında “dop” adında özel bir içki içerlermiş. Bu içkinin en büyük özelliği ise insanın sinir sistemi üzerinde “uyarıcı” etki yapmasıymış. İşte; İngilizler de, insan sinir sistemi üzerinde “uyarıcı” etki yapan içkinin adı olan bu “dop” kelimesinden mülhem, kelimenin de sonuna “ing” eki ekleyerek, “uyarıcı” etkisi olan bütün kimyevî maddeleri tanımlamak üzere “doping” kelimesini türetmişlerdir. İngilizler bunu hep yapıyorlar. Nitekim vaktiyle sport kelimesini de aynı mantıkla kendilerine mâletmişlerdi. Bir farkla ki, bu sefer kelimeye “ek” ekleyerek değil, kelimeyi traşlayarak. Değilmi ki eski Fransızca bir kelime olan “desport” kelimesini “sport” hâline getirmişlerdir. Ve “sport” kelimesi İngilizce bir kelime olarak bütün dünya dillerinde yer etmiştir. Acaba İngilizler İngilizcenin kendilerince bir “dünya dili” oluşunu bu tür gayretkeşliklerine mi borçlular?.. Doping kelimesinin en çok da spor camiasında kullanıldığı hepimizin malûmudur. Nitekim doping, sportif performansı arttırmada büyük bir öneme haizdir. Kavram olarak spor camiasında dopingin ifâde ettiği mânâ şudur: "İnsan organizmasına yabancı bir ajanın hangi yoldan olusa olsun veya fizyolojik maddelerin anormal miktarlarda veya anormal bir yolla sporcuya yarışma sırasında performansı sunî olarak ve kural dışı bir şekilde arttırmak amacıyla verilmesi veya sporcu tarafından kullanılmasıdır." (1) Dopingin aktüel mevzu hâline gelişi ilk defa “at yarışları” ve “köpek yarışları”nda olmuştur. Ama doping benzeri maddelerin kullanımı çok eskilere dayanır. Meselâ Roma’lı yazar Pilinius, milattan evvel 300’lü yıllarda sporcuların “atkuyruğu” adında bir bitkiyi kaynatarak suyunu içtiklerini, yarış ve müsabakalarda çok iyi neticeler aldıklarını söyler. Heredot ise, İskitler’in savaştan önce atlarına bazı sihirli otlar yedirdiklerini ve bu otları yiyen atların savaş süresince çılgınlar gibi koştuklarından bahseder. Diğer taraftan Roma’lılar, “atlı araba yarışları”nda atların daha süratli koşmaları için, atlarına bal ve su karışımından mütevellid, adına “hydromel” dedikleri bir içecek içirirlermiş. Yine yüzyıllar önce Orta Amerika yerlileri uzun ve yorucu dağ yürüyüşlerinde dayanıklılıklarını arttırmak ve yorgunluklarını uzun süre ertelemek için ağızlarında “coca” adında bir bitki yaprağı çiğnerlermiş. Peki, ya bugün de hâlen kullanılan ve Osmanlılar zamanından kalma "mesir macunu"na ne demeli?.. Muhakkak ki insanlık tarihinin birçok dönemlerinde ve birçok kültür ve medeniyetlerinde bugün adına doping denilen birçok türden, gerek nebatî, gerek hayvanî, gerek kimyevî ve gerekse elektronik muhtevalı “doping” etkisi yapan çeşitli maddeler kullanılmıştır. Tabiî önemli olan bu tür maddelerin “niçin” kullanıldığı meselesidir. İnsan sağlığını tehdit etmedikten ve etrafa zarar vermedikten sonra bu tür maddelerin kullanılmasında elbette ki hiçbir zarar yoktur. Ama bugün spor camiasında kullanılan doping çeşitlerinin insan sağlığını aşırı derecede tehdit ettiği de ortadadır. Spor camiasında “doping” kullanımının sebebleri arasında Necati Akgün’ün de ifâdesiyle, "Sportif yarışmaların çoğalması ve yayılması, yarışmalarda ödüllerin yükselmesi, bir takım menfaat kombinezonlarının ortaya çıkması, millî veya şahsî prestij kaygısı" (2) olduğu pekâla söylenebilir. Bugün spor camiasında “doping” kullanımı o kadar ileri gitmiş ve o kadar kötüye kullanılmıştır ki, her geçen gün sporcular arasında “doping” yüzünden sağlığını kaybedenlere rastlanır olduğu gibi, zaman zaman da hayâtını kaybedenlere rastlanır olmuştur. Hâlbuki sporun gayesi sağlıktı!.. "Doping"in "Devletlerarası Spor Organizasyonları"nda başarı elde etmek için bir "devlet politikası" olarak kullanıldığı sıkça gündeme gelen bir meseledir. Bu meselede fâş olan devletler arasında en çok da vaktiyle "Doğu Bloku" ülkeleri diye anılan devletlerin olduğu malûmdur. Sovyet Rusya ve Bulgaristan başı çekenler arasında idi. Sovyetler birliği döneminde komünizmi sevdirme uğruna sporda başarı elde etmek gayretkeşliği birçok sporcunun hayatına mâlolmuştur. Birçok performans sporcusunun sporu bıraktıktan sonra hayatlarının zehir olduğu söz konusudur. Kadın sporcuların erkeksi özelliklere bürünmesinden tutun da, erken yaşlarda ölüme kadar birçok olumsuzluklar, bu sporcuların âdeta "kaderi" olmuştur. Sporda başarı elde etmek için "doping"i bir "devlet politikası" olarak kullananların bunu böylece kullandıklarına çok zaman sonra şahid olunmuştur. Meselâ Sovyetler Birliği'nde bunun böylece kullanıldığı çöküşünden sonra ortaya çıktı. Acaba diğer ülkelerin de "doping"i bir "devlet politikası" olarak kullandıklarını çöküşlerinden sonra mı öğreneceğiz? Meselâ ABD'nin "doping"i bir "devlet politikası" olarak kullanıp kullanmadığını nasıl öğreneceğiz? Şu ânda kullanmıyor gözüküyor. Çöküş yakın olduğuna göre bunu katî bir şekilde öğrenme ümidimiz de artıyor. Biz, ABD'nin "doping"i sportif başarı elde etmek uğruna bir devlet politikası olarak kullandığına inanıyoruz. Bugün ABD'de performans sporuyla iştigal edip de, aktif spor hayatı sona erenlerin nasıl bir hayat yaşadıklarına dair detaylı bilgi sahibi olduğunu söyleyenlerin, bunu mevzu ettiklerine rastlamadık. Boksör Muhammed Ali’nin özel durumunu hesaba katmıyorum... ABD'nin "emektar" sporcularının menfî hayatlarının gündeme getirilmemesi gayet normaldir. Çünkü; ABD'nin bir "rüya ülkesi" olduğu propogandası o kadar yoğun bir şekilde yapılıyor ki, âdeta bir sinema filmi gibi; lakin bu film hiç bitmiyor ve hep bu perdeye yansıyan parmak ısırtıcı görüntüleriyle devam ediyor. Yani daima seni meşgul edecek birşeylerle karşıkarşıya bırakıyor. "Olan olmuştur ve olacak olan devreye girmiştir" hesabı, olanın üzerinde insanı düşündürecek vakit bırakmıyor. Nitekim "aksiyon" filmlerinin mucidi Amerika'dır. Dedik ya ABD'nin empoze ettiği hayat bitmeyen bir sinema filmi gibi... Bir film seyredersin, seyrettiğin bu filmi seyrettikten sonra kendince şöyle bir değerlendirme yaparsın... Normal olan budur. Ama ABD sahneye koyduğu -tabiiki dünya sahnesinde- filme hiç ara vermiyor ki! Hep meşgul ediyor, hep meşgul ediyor... Ama sanırım ABD'nin bütün dünyaya seyrettirdiği bu "rüya ülke" sinema filminin sonuna geldik. Galiba bundan sonrası, vurun abalıya!.. ABD'nin dünya sahnesinde oynattığı "rüya ülkesi" filminin en önemli karelerinden biri "Devletlerarası Spor Organizasyonları"ndaki sportif başarısıdır. Ben şahsen, ABD'nin "Devletlerarası Spor Organizasyonları"nda elde ettiği bu sportif başarıyı, elde etmek için "doping" kullandığına inanıyorum. Ama bu doping bizim bildiğimiz ve ""Devletlerarası Olimpiyat Komitesi"nin kabul ettiği bir "doping" türü değildir. Ne nebatî ne hayvanî ne de kimyevîdir. Bu "doping" "teknolojik" bir "doping"tir. Hemde "ileri teknoloji" ürünü bir "doping" türü... Buna biz isterseniz "digital doping" diyelim. Bunun üzerinde duracağız. Ama önce spor camiasında kullanılan "dopingli maddeler"in neler olduklarına ve bu meyanda kullanılan usûllerin neler olduklarına bir bakalım. Necati Akgün, "Egzersiz Fizyolojisi" adlı kitabında doping çeşitlerini şöyle bir tasnife tâbi tutmuştur: Uyarıcılar (Stimülan Droglar) Narkotik Analjezik Maddeler Anabolizan Maddeler ve Kortikostreoidler ß Bloke Ediciler Sedotifler Kan Dopingi (Oto-fransfüzyon) Bağırsakları Şişirme Elektronik Uyarıcılar (Elektrostimülan) Bütün bu doping nevîlerinin muhtevaları ile ilgili geniş bilgi edinmek isteyenler, Necati Akgün’ün adı geçen eserine müracaat edebilirler. Ama biz yine de bizi ilgilendirdiği kadarıyla burada bunların üzerinde durmayı yeğliyoruz. Bir kere peşin peşin şunu söyleyelim: Yukarıda tasnife tâbi tutulan bütün doping nevîlerinin hepsinin doping merkezleri tarafından tesbiti mümkün olmaktadır. Meselâ; bağırsak şişirme, kan dopingi ve elektronik uyarıcılar. Bunlar, tahlili mümkün olmayan doping nevîleri olarak bilinirler. Diğer doping nevîleri kan ve idrar tahlilleri neticesinde kullanılıp kullanılmadığı tesbit edilebilir dopinglerdir. Gerek kan dopingi, gerek bağırsak şişirme ve gerekse elektronik uyarıcıların sporcular tarafından pek de tercih edilir dopingler olmadığı üzerinde durulur. Sporcuların en çok iltifat gösterdiği doping nevîleri arasında uyarıcılar, anabolizan maddeler ve ß bloke ediciler vardır. Stimülan (uyarıcı) droglar, amphetamine ve türevleri gibi psikomotör aktif maddeler, ephedrine gibi sempatikomimetik maddeler ve coramin, cardiazol gibi analeptik maddelerdir. Bu tip psikomotör uyarıcılar daha ziyade mukavemet sporlarında (bisikler, uzun mesafe koşuları v.s.) kullanılır. Bununla beraber, futbol, buz hokeyi gibi takım sporlarında da kullanılmaktadır. Bu tip uyrıcıları kullanmanın amacı, merkezî sinir sistemi tarafından yorgunluğun alımını geciktirmek ve bu yolla organizmayı enerji yedeklerini kullanmaya zorlamaktır. (3) Anabolizan maddeler... Metabolizmayı anabolizma (yapım) katabolizma (yıkım) olmak üzere ikiye ayırmamız mümkündür. Organizmada bazı hormonlor anabolizmaya yardım ederler, anabolik proçesleri arttırırlar. Anabolik proçesleri arttıran faktörlere, maddelere anabolizan faktörler, maddeler denir. Vücudumuzda erkeklik hormonları olarak tanımladığımız testislerden salgılanan androjenler, anabolizan özelliğe sahiptirler. Androjenler içinde en fazla bulunan testosteron hormonudur. Bu hormon bir steroiddir... Testosteron’un etkileri ikiye ayrılabilir: Anabolik ve Androjenik olmak üzere. Bunlardan anabolik etki doku yapımı için, androjenik etki erkeklik için lüzumludur. Testosteron’un çeşitli türevleri yapılarak, hormonal etkisi azaltılarak metabolik etkisi (anabolizan etkisi) ağır basan droglar yapılmıştır ve piyasada anabolizan olarak kullanılanlar testosteronun bir sentetik türevleridir. Tablet şeklinde (dianabol) veya kas içine enjekte edilebilecek şekilde (duraboline, decadurabolin) bulunurlar. Bu maddeler özellikle kuvvet disiplinlerinde (halter, gülle atma, disk, cirit atma, vücut yapımcıları) ve çok defa yüksek dozda ve uzun zaman kullanılırlar. Anabolik maddeler, kadın ve erkek, her iki cinste de kullanılmaktadır. Son dönemlerde kullanımı yayılmış futbol, yüzme, bisikler v.s. gibi diğer spor disiplinlerinde de kullanılmaya başlanmıştır. Anabolizan maddelerin etkisi protein sentezini arttırmasına dayanır ve uygun bir antrenmanla birlikte kas kitlesinde de artma husule getirebilir...” (4) ß Bloke ediciler... "ß bloke edici drogların etkisi nor-adrenalinin etkilerini, bu hormona duyar hücreler düzeyinde, bloke edilmesidir. Bu yolla yarışma heyecanının sebeb olacağı kalp çarpıntısı, titremeler hafifletilir ve silah atışlarında, otomobil yarışlarında, kayak atlamalarında kullanılır...” (5) Bütün bunlardan sonra, 1976 Montroeal Olimpiyat Oyunları’nda Milletlerarası Olimpiyat Komitesi’nin Tıp Komisyonu’nun hazırlamış olduğu ve uygulanmış olan doping listesini ana başlıkları itibariyle verelim ve sonra da esas mevzuumuza geçelim. Milletlerarası Spor Müsabakaları’nda doping olarak kabul edilen maddeler: 1-Psikomotor uyarıcılar 2- Sempotikomimetik aminler 3-Diğer sinir sitemi uyarıcıları 4-Narkotik Analjezikler 5-Anabolik Sternidler Şimdi Milletlerarası Olimpiyat Komitesi’nin doping listesinde yer almayıp da, doping türleri arasında yer alan elektronik uyarıcılar diye bilinen elektrostimilasyon türü dopinge dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu doping nasıl bir doping türüdür? Bunu da yine Necati Akgün’den takib edelim: "Deri üzerinden yapılan düzenli elektronik uyarılar ile kaslarda kuvvetli kasılmalar husule getirme uzun zamandan beri kas atrofisine karşı fizyoterapi alanında kullanılmaktadır. Kuvvetin hakim olduğu sportif disiplinlerde kasların kuvvetini arttırma amacını güden normal antremanlara ilaveten bu elektrostimülasyon metoduna da başvurulduğu söylenilmektedir.”(6) Necati Akgün bunu tam 24 yıl evvel söylüyor. Peki bu mevzuda bugün gelinen nokta nedir? Teknolojinin bugünkü geldiği nokta acaba elektrosimülasyon tekniğini aynı seviyede mi tutmaktadır? Muhakkak ki hayır. Kimbilir bugünkü ileri teknoloji ile donatılan bu teknik bugün hangi noktalara gelmiştir? Hangi noktalara kadar götürülmüş olabileceğini müşahhas bir misâl üzerinden anlamaya çalışacağız. Bizim üzerine dikkat çekmek istediğimiz nokta şudur: Acaba ABD, devletlerarası spor müsabakalarında sportif başarı elde etmek için ileri teknoloji ile donatılmış bir tür doping kullanıyor mu? Biz ABD’nin ileri teknoloji ile donatılmış bir tür doping kullandığına inanıyoruz. Bu doping türü nasıl bir doping türüdür? Biz bunun, basına da yansıdığı şekliyle, “mikroçip” vâri bir tür elektronik doping olduğu kanaatini taşıyoruz. ABD, kendi millî sporcularının performansını arttırmaya yönelik böyle bir tekniği kullanma yoluna gidebileceği gibi, rakip sporcunun performansını dumura uğratma yoluna da tevessül edebilir. Bizi böyle düşünmeye sevkeden şeyin ne olduğunu söylemenin vakti geldi. Şu: Geçtiğimiz günlerde İBDA Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun bizzat kendisine yapılanlardan, yine kendisinin bizzat faş ettiği bir vakadan. Biz, yaşanan bu hadisenin faş edilmesini dünya çapında bir istihbarat olarak kabul ediyoruz. Bu istihbarat bize “kötü adam”ın elinde teknolojik imkânların nasıl da insanları yok etmeye veya etkisiz hale getirmeye dönük olarak kullanılabileceğini gösterdi. “Kötü adam”ın elinde uygulamaya sokulan “kıyamet teknolojisi” de diyebileceğimiz bu proje nasıl işliyor? Bunu yine İBDA Mimarı Salih Mirzabeyoğlu vesilesiyle Avukat Harun Yüksel’in 3 Ağustos 2000 tarihli Hürriyet gazetesinde yeralan şu sözlerinden takib edelim: "NSA (Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi) bir proje geliştiriyor. Bu proje, dünyadaki elektrik taşıyan herşeyin çevresinde bir manyetik alan olduğu ve bu alanların elektromanyetik dalgalar yaydığı teorisine dayanıyor. NSA, geliştirdiği elektronik aygıtlar ve 50 bin ajanı sayesinde her insanda farklı olan ve 3-50 hertz arasında değişen dalga boyutunu tesbit edebiliyor. Hedef kişinin yaydığı elektromanyetik dalga boyutları tesbit edildikten sonra bu veri NSA’nın bilgisayarlarına veriliyor ve bu bilgisayarlar ve uydu aracılığı ile o kişi 24 saat izleniyor. İzlemekle kalsa neyse. O kişi tam bir denetim altına alınıyor, yönlendirilebiliyor. Sadece onun duyabileceği sesler yayınlayabiliyor, sadece onun görebileceği görüntüler gösterilebiliyor, ona her türlü bedeni acı verilebiliyor. Yani kişi NSA’nın canlı bir robotu haline getiriliyor. Bu robot söz dinlemezse karşılığınını her türlü bedeni acı çektirilerek ödüyor.” Benim iddiam şu; NSA, geliştirdiği bu proje ile dünyada kendisine, yani ABD'nin dünya hâkimiyetine karşı tehlike olabilecek hareketlerin veya kişilerin önünü kesebilmek için -ki, İBDA Mimarı, ABD 'nin "Dünya Düzeni"ne karşı İslamî bir Yeni Dünya Düzeni Projesi ile karşı çıkan bir mütefekkir olarak bütün dünyaca biliniyor ve artık ister istemez öyle olduğu kabul ediliyor-kullanıldığı gibi, topyekûn dünyaya izlettirdiği "rüya ülke" adlı kesintisiz sinema ülke filminin devamını sağlayabilmek ve kendi teknolojik üstünlüğünü her daim ispat etmek için spor sahalarında da galip gelmesi gerektiğinin şuuruyla bu projeyi kendi Millî Sporcularına da "doping" amaçlı olarak da kullanıyordur. Devletlerarası Spor Organizasyonları'ndaki sportif başarısının altında yatan en büyük saikin bu olduğuna inanıyorum. Bu tür bir "doping"in adına "digital doping" diyebiliriz şimdiden. "Devletlerarası Olimpiyat Oyunları"nda harıl harıl çalışan "doping merkezleri" ne der acaba?.. En son Sydney 2000 Olimpiyat Oyunları'nda ABD'li bir güreşcinin bu güne dek, tek bir malubiyeti olmayan Rus güreşçisini yenmiş olmasını ben şahsen çok anlamlı buluyorum... Evet; ABD'nin Devletlerarası Spor Organizasyonları’nda "digital doping" diyebileceğimiz bir "doping" türünü kullanıyor olması muhtemeldir. Bunun uyku kanalıyla yönlendiriliyor olması da muhtemeldir. Ama her halukârda bunun elektronik olduğu söz konusudur. Bunun her şart altında kullanılabilirliği söz konusu bile değildir. Ama isterseniz her şart altında geçerli olabilecek bir "doping" türü de biz teklif edelim, kullanabilme istidadında olabilen veya olabilecek olanlara... Bu doping türüne şimdiden "iptidaî doping" diyebilirsiniz. Hem "doping" tarafından tespitini mümkün olmaması, hem de insan sağlığını zerre-i miskal tehdit etmemesi ve hem de ne nebatiî ne hayvanî ne de kimyevî olmaması sadece ve sadece insanî olması hasebi ile bunun böylece kabulü mümkündür. Bu "doping" türünün muhtevasını şu hadiseden süzünüz: Sözkonusu olan hadise İBDA Mimarı'nın Tilki Günlüğü adlı eserinden aktarmadır: "Delikanlılık devrimizde Mevlana Sadettin Kaşgari ile Heri’de idik... Seyir ve panayır yerlerine gidiyor ve güreşenler üzerinde tesir ve himmet derecemizi imtihan ediyorduk... Himmet ettiklerimiz hep galip geliyordu... Sonra onu bırakıp öbür tarafa dönüyor ve bu defa onu galip kılıyorduk... Birgün gittik, güreş yerinin kenarında aramızdan kimse geçmesin diye elele vererek mevki aldık... Güreşçilerin biri heykel gibi cüsse sahibiydi; öbürü ise zayıf, nahif... Mevlana Sadettin’e “şu zayıfı galip kılmaya çalışalım, sen himmet göster, ben de yardımcı olayım!” dedim... İri vücutlu olan zayıf ve nahif olanı paçavra gibi yerden yere vuruyordu... Zayıfa himmet etmeye koyulduk... O ânda zayıfta beklenmedik bir hal oldu; ellerini uzatıp o koca gövdeyi havaya kaldırdı ve başının üstünde döndürüp sırtüstü yere çaldı; halktan müthiş bir nara ve çığlık koptu... Herkes bu beklenmedik neticeden çarpılmış, gırtlağından garib sesler çıkarıyordu... Kimse tesirinin nerden geldiğini anlayamamıştı... Baktım, Mevlana Sadeddin’in gözleri yumulu... Kolundan dürttüm ve “artık himmeti bırakın, herşey olup bitti!” dedim ve onu çekip seyir yerinden uzaklaştırdım.”(7) Bütün bunlar bir yana, vaktiyle Avrupa ve Amerika’da güreş tutan güreşçilerimizin şahsında “Türk gibi kuvvetli!” dedirten esas saikin ne olduğu anlaşıldı sanırız... Ya yukarıdaki bahis bugünkü müslüman sporculara ne der? Mânâsı ile rabıtasını koparanlara elbette bir şey söylemez. Ama “İstikbâl”in insanlarına çok şeyler söyleyeceği muhakkaktır.
Dipnotlar: 1- Nihat Gündüz, Antrenman Bilgisi, Saray Kitabevi, İzmir 1995, s. 316 2- Necati Akgün, Egzersiz Fizyolojisi, Ege Üniversitesi Basımevi, İzmir 1986, s. 347 3- A.g.e., s. 349 4- A.g.e., s. 351 5- A.g.e., s. 354 6- A.g.e., s. 359 7- Salih Mirzabeyoğlu, Tilki Günlüğü-Ufuk ile Hafiye-, İBDA Yay., İstanbul 1994, c. 6, s. 452 |




-ABD Devletlerarası Spor Organizasyonlarındaki “Üstün Başarı”sını Neye Borçlu?-