logotype
Figürasyonel Teorinin Türkiye’de Sporun Tarihsel Gelişimi Ekseninde Analizi PDF Yazdır e-Posta
Osman Temiz tarafından yazıldı.   

                                                    

                                        T.C. Marmara Üniversitesi

  

Sağlık Bilimleri Enstitüsü

 

  

TEZ ÖNERİ FORMU

                           

Öğrencinin Adı ve Soyadı:

 

Osman TEMİZ

___________________________________________________

 

Danışman Öğretim Üyesi:

 

Yrd.Doç.Dr. Mehmet M.YORULMAZLAR

___________________________________________________

 

Anabilim Dalı ve Program:

 

Beden Eğitimi ve Spor / Spor Yöneticiliği

____________________________________________________

 

Tezin Başlığı:

 

Figürasyonel Teorinin Türkiye’de Sporun  Tarihsel Gelişimi Ekseninde  Analizi

__________________________________________________

 

Tezin Konusu ve Amacı:

 

Tezin konusu ve amacı; Norbert Elias tarafından geliştirilen Figürasyonel Teorinin Türkiye’de sporun tarihsel gelişimi ekseninde analizini yapmak ve Figürasyonel Teorinin yeni bir anlayışla okunmasına katkıda bulunmaktır.

Tezin Bilimsel Dayanağı: 

İnsan topluluklarını millet yapan kültür unsurlarından birisi de spordur. İçtimaî hayat içerisinde belirli bir anlayışla ele alınıp icra edilen spor, ferdî olduğu kadar, sosyal bir hadisedir(11).

 

İnsanın vücudünün belli maksatlar için eğitilmesi düşüncesi, insanlığın dünya üzerindeki varlığı kadar eskidir(2). Tarihten günümüze geçen süreçte spor, insan eğitiminde tamamlayıcı/yardımcı bir unsur olarak vazife görmüştür.

 

Spor bir ilimdir. Kendine has ve hususî esas, usûl ve kuralları olan bir ilim. Buna tecrübî bir ilim de denilebilir. Her an değişen ve gelişen eşya ve hadiseler çerçevesi içerisinde, içtimaî ve kültürel bir faaliyet olarak kabul edilen spor, pek çok teorik ve pratik düşünce veya dünya görüşü/ahlâkî görüş tarafından dikkate değer bulunmuş ve onlara mevzu olmuştur.                           

 

Batı medeniyetinin düşünce tarihi içerisinde yerini alan sosyal teorilerden birisi de Figürasyonel Teoridir. Modern toplumun tarihsel gelişimini anlamada yeni açılımlar getirmiş  ve tez konumuzun da dayanak noktasını oluşturan Figürasyonel Teori, Allen Guttmann’ın sıradışı bir sosyolog olarak nitelendirdiği Nobert Elias tarafından geliştirilmiştir. Elias, Batı medeniyetinin tarihsel gelişimi ekseninde bir yandan modern insanı incelerken, diğer bir yandan da modern sporun doğuşunu incelemektedir.

 

Farklı milletlerde, farklı grub/takımlarda veya farklı fertlerde figürasyonel teorinin değişik çeşitlemelerine dair çalışmalar yürütülebileceği fikrinden hareketle Elias, (www. Figuratıonal Theory.com), figürasyonel teorinin temel ilkelerini önce Batı dünyasının sosyo-kültürel tarihi gelişimine, daha sonra Eric Dunning ile birlikte, Batı medeniyetinin kültürel bir unsurunu oluşturan  modern spora ve en nihayet, Ünlü Alman müzisyen Wolfgang Amadeus Mozart’ın hayatı üzerine tatbik etmiştir. Mozart -Bir Dahinin Sosyolojisi Üzerine- isimli sosyolojik çalısmasında Elias, iki sosyal dünya arasında, saray aristokrasisi ve burjuvazi arasında hareket eden bir dahinin, Mozart’ın sosyolojisini anlatmaktadır(7).

 

Uygarlık Süreci isimli 2 ciltlik eserinde ise, Batı dünyasının medenîleşme sürecini genişliğine doğru inceleyen Elias, modern insanı, bireylerde özdenetimi, yâni kişinin kendi öz nefsine hakim olması, diğer bir ifadeyle de, Katarsis ekseninde incelemektedir. Uygarlaşmayı, bedenin ve duyguların daha fazla kontrol altına alınması yönünde gelişmiş olan bir süreç olarak değerlendiren  Elias, modern sporun ortaya çıkışını,  bu  sürecin   nasıl işlediğinin kolayca görülmesini sağlayan önemli bir unsur olarak görmektedir. Fakat, Aristo’nun Poetikasında derinlemesine analizi yapılan Katarsis kavramının spora uygunluğu hakkında sosyal psikologlar, sözkonusu olan kavramın spora uyup uymadığına dair çok sayıda araştırma yapmışlardır. Bütün bu araştırmalar göstermektedirler ki spor oyunları/temsilleri şiddete meyilli davranışları azaltmaktan ziyade arttırmaktadır(10). 

 

Elias’ın Uygarlık Süreci teorisi (Figürasyonel Teori) çok kere eleştiri oklarına hedef olmuştur. Çıplaklık ve Utanç -Uygarlaşma Sürecinin Miti- isimli eserinde Hans Peter Duerr diyor ki, günümüzde öncelikle Nobert Elias ve okulunun yanı sıra çok sayıda başka ekol tarafından da temsil edilen ve Aydınlanma’dan bu yana kültür dünyamıza egemen olan uygarlık kuramı, ortaçağdaki insanların ve son ilkel toplumların üyelerinin dürtü ve itkilerinin günümüz Avrupalılarına göre pek az gemleyebilmiş ya da kurallara bağlayabilmiş olduklarını, dürtülerini yeterince baskılamadıklarını, duygularını ve bunların dışavurumunu gemleyemediklerini öne sürer. Hans Peter Duerr, bu uygarlık teorisinin yanlış olduğunu, bizim ve yabancı halkların geçmişiyle örtüşmediğini ortaya koyuyor; uygarlık sürecinin mitinin uygarlaşamamış insanları uygar ve yetişkin insanlar haline getirmeye çalıştığını iddia eden sömürgeciliği haklı çıkarmakta kullanılan ideolojiye bir dayanak olduğunu gözler önüne sermektedir(4).

 

Elias’a göre özdenetim (katarsis, nefs muhasebesi), siyasî bir muhtevaya sahiptir ve Batı’da siyasî değişmenin amaçlanmamış bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bilindiği üzere, Ortaçağ Karanlığı’ndan sonra Batı’da pek çok ulus-devlet ortaya çıkarak zor kullanma yetkisini şövalyelerin (Derebeyleri) ellerinden alarak tekelleştirmişlerdir. Batı’da merkezileşmiş ya da mutlakiyetçi devlet, soyluları savaşçı olmaktan uzaklaştırarak onları saraylılara dönüştürmüştür(6). Nitekim Elias’a göre modern sporun ayırdedici özelliği, uluslararası organizasyonlar ve  kuralların  standartlaşması  değil,  şiddetin  azaltılmasıdır(3). Spor savaşlardan doğmuştur, tesbiti bir yana, öncülüğünü Konrad Lorenz’in yaptığı Saldırganlık Okulunun spora getirtiği tariflerden birisi de şudur: Spor, insanın doğasında bulunan saldırganlığa barışçı boşalma imkânları sağlamakta, saldırganlık güdüsünün denetim altına alınması için uygun bir yarışma ortamı meydana getirmektedir(9).

 

Elias 1960’lı yılların başlarından itibaren Eric Dunning ile birlikte spor sosyolojisine yönelmiştir ve figürasyonel teorinin temel ilkelerini spor olgusuna da uygulamıştır. Sporu, grup geriliminin örgütlenmiş biçimi ve insanların planlamaksızın gerçekleştirmiş oldukları en büyük icatlardan biri olarak gören Elias ve Dunning’e göre spor, fiziki efor gerektiren, ama ciddi yaralanma riskini de asgariye indiren bir mücadelenin heyecanı içinde, bireylere özgürleşmelerini sağlayan bir faaliyettir. Bu çerçeveden bakıldığında spor;

 

Modernitenin özgün bir fenomeni,

 

Toplumu tanımanın ilginç bir laboratuvarı,

 

Duyguların düzenlenmesinin ve yönetimin önemli bir örneğidir(3).

 

Figürasyonel Teorinin İnternetteki bir tanıtım yazısında, (Blackwell: Oxford UK & Cambridge USA, Quest for Excitement: Sport and Leisure in the Civilizing Process), Elias ve Dunning diyor ki, figürasyon, bir oyunun sahadaki oyuncuların değişen figürasyonudur. Bu demek değildir ki figürasyon sadece oyuncuların bir özelliğidir.  Figürasyonlar fertlere benzer, ruh ve bedenden müteşekkildir. Gruplar ve toplumlar çok geniş olduğundan, figürasyonlar onları oluşturan fertler yüzünden görülemez. Figürasyonlar (şehir, ibadethane, siyasî parti, devlet), onu oluşturan şahıslar kadar gerçektir… Gurup, toplum, sosyal fenomen gibi şeyler, en az gerçek fertler kadar gerçektir. Futbol oyununu küçük ölçekli bir model olarak düşünen Elias ve Dunning, futbol oyunu bize, figürasyonun onu oluşturan fertler kadar gerçek olduğunu gösterir, der. Nitekim figürasyonel sosyoloji de bu tarz müşahedeler üzerinde temellendirilmiştir. Elias ve Dunning’in dediğine göre Figürasyonel Teori, toplumlara sadece bir isimlendirme, bir nazarî zemin, bir ideal tip olarak bakan sosyolojik teorilerin aksine, sosyolojik gerçekliği temsil eder. Fertler her zaman figürasyonlar şeklinde gözükür ve fertler figürasyonları şekillendirir… Futbol oyunu oyuncuların seyyal bir figürasyonudur ve  herhangi bir ânda, karar ve hareketler münferit oyunculara bağlıdır. Futbol, özel bir tür gerilimi (kontrollü gerilim) oynayan oyuncuların figürasyonudur… Elias ve Dunning, sanayi toplumlarını çok özel tipte bir tür grup figürasyonu oyunu olarak algılamaktadır. Onlara göre sanayi toplumları, özünde iki alt gurubu dengede tutan  kontrollü bir gerilimi temsil eder. Elias ve Dunning bu duruma dengeli/kontrollü gerilim ismini vermişlerdir.  Bir benzetme yapmak gerekirse, insan kolunun hareketi, iki zıt kas gurubunun gerilimine bağlıdır. Oyun süreci de hem zıt hem de birbirine bağlı oyuncu gurublarının seyyal dengesine bağlıdır(www.FıgurationalTheory. com).

 

Her takım, kendisinin ve karşı takımın becerilerinin bilgisiyle, bir strateji planlar. Fakat, her bir tarafça öngörülemeyen bir heyet  (konfigürasyon) ortaya çıkar. Aslında, deveran eden bu örgü oyuncularla şekillendirilmiştir ve futbol oyununda top, görüntülü bir suret olması hasebiyle sadece figürasyon kavramı olarak değil, aynı zamanda sosyal süreç kavramı olarak da iş görebilir. Oyun süreci hamle ve tecrübeleri kesişen insanların deveran eden figürasyonu ve küçük ölçekte sosyal süreçtir. Futbol oyununun hızla değişen örgüsünün özelliklerinin en öğretici yönlerinden birisi, bu örgünün her iki tarafın hareket halindeki oyuncuları tarafından şekillendirildiği hakikatidir. Bir kişi sadece bir takımın oyuncularının hareketlerine konsantre olur ve diğer takımın faaliyetlerine karşı körleşirse, oyunu takip edemez. Devam eden bir oyunda, iki takım diğeriyle birlikte bir figürasyon şekillendirir (www.FıgurationalTheory. com).

 

Figürasyon kavramı en iyi toplu dansla anlatılabilir. Toplu dans gerçekten insanların oluşturduğu figürasyonu anlatmakta kullanılabilecek en basit örnektir… Dans sırasında birbirine bağımlı insanların oluşturduğu figürasyon imajı, devletlerin, kentlerin, ailelerin ya da kapitalist, komünist, feodal sistemlerin birer figürasyon olarak tasavvur edilmesini kolaylaştırmaktadır(5).            

 

Spor toplumun aynasıdır ve sporu tanımak  toplumu tanımaktır, sözlerinin de sahibi olan Elias der ki, sporu tanımanın, toplumu anlamanın anahtarı olduğunun bilincindeyiz.  Elias, sporu bir kurum olarak ele almanın ve bu  kurumun incelenmesi ile toplum hakkında genel bir görüş elde etmenin mümkün olduğunu ileri sürmekte; toplumun sporda kodlanmış olduğunu ifade etmektedir(3). Teodor Adorno da bunu teyid eder gözükmektedir. Kültürümüzün en göze çarpan yönelimlerini özetlemeye çalışsak, bugün bunun için spordan   daha  verimli bir alan bulamayız, demektedir(1).

 

Kitlesel bir fenomen olarak spor, toplumun hayatını etkileyen alanların her biriyle iç içe geçmiş olduğundan dolayı ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmelerin hiçbirinden bağımsız değildir; bunlardan etkilenir ve zaman zaman aktif olarak bu gelişmeleri doğrudan etkiler. Spor, toplum ve birey arasında  karmaşık bir ilişkiler yumağı vardır. Bu karmaşık  ilişkiler bütününün, sporu mevzu eden sosyal bilim çalışmalarına olumlu ve olumsuz etkilerinden söz edilinmektedir(3).           

 

Elias  ve  Dunning,  modern  sporun  ortaya  çıkışını,  şiddetli  düelloların  giderek  daha fazla düzenlenmesinin İngiltere’deki nüvesinden serpilip geliştiği modernizmin, modernleşme sürecinin bütünsel  bir  parçası  olarak  yorumlamışlardır.  Figürasyonel  teori  modern sporu, devlet oluşumunu gerçekleştirmekte olan modernleşen toplumların  içerisindeki  belli  gerilimlerini sembolik olarak çözüme kavuşturan bir dizi pratik olarak görür. İlk kapitalist ve endüstriyel güç olan İngiltere aynı zamanda modern spor dediğimiz kurumların ve pratiklerin kaynaklandığı nokta olarak görülür(13).

 

Batı kültürünün modern bir ürünü olan modern sporun hem anavatanı hem de bütün dünyaya yayılma merkezi İngiltere’dir(3). İngiltere’de spor bütün bir ulusun gerçek bir hayat unsuru, gençliğin temel bir eğitim aracı olmuş; en fakir halkın bile sosyal alışkanlıklarını etkilemiş ve biçimlendirmiştir(14).

 

Tarih boyunca var olmuş benzeri faaliyetlerden köklü bir ayrımı gerektiren, yeni ve özgün bir olgu olarak karşımıza çıkan modern spor Batı’da, Ortaçağın geleneksel oyunlarından, yani şövalyelerin turnuva oyunlarından doğmuştur(3). Spor Sosyolojisi isimli eserinde Dieter Voigt der ki, Ortaçağda şövalye turnuvalarında ağır yaralanmalara ve ölüm olaylarına çok sık rastlanıyordu(14). Nitekim 1177 yılında Saksonya’da yapılan bir turnuvada 16, 1251 yılında Kolonya’da yapılanda 60 şövalye ölmüştür. Hatta 1556 da Fransa kralı 2. Henri de böyle bir vuruşmaya kurban gitmiştir(2).

 

Modern spor, Batı medeniyetinin fikir ve yaşayışına göre oluşturulmuştur(3). Bunun izlerini Batı medeniyetinin  temel unsurlarını oluşturan eski Yunan kültürü, Roma nizamı ve Hıristiyan ahlâkında bulmak mümkündür. Modern sporların uluslararası spor organizasyonu olan Modern Olimpiyat Oyunları, miladdan evvel 776 yılında eski Yunan’da başlayıp, oradan eski Roma ve Ortaçağ Avrupası’na kadar (miladdan sonra 393) devam edegelen Olimpia Şenliklerinin modernize edilmiş hâlidir. Netice itibariyle modern spor, Batı medeniyeti geleneği içerisinden neş’et etmiş kültürel bir faaliyetdir. Türkiye’de sporun tarihî geçmişine bakıldığında, böyle bir kültürel varlığın/geleneğin var olduğu söylenemez. Genel kanaat odur ki, Türkiye’de geleneksel spor ile modern spor arasında bir kırılma noktası vardır. Bunun en açık delili, Türkiye’deki modern spor ile geleneksel spor uygulamalarıdır. Meselâ geleneksel sporlar olarak kabul edilen karakuçak ve yağlı güreş, modern spor olarak kabul edilen serbest ve grekoromen güreşlerden çok farklı bir formda uygulanmaktadır.

 

Modernlik ve modernleşme iki ayrı kavram olarak ele alınıp incelenmektedir. Birincisi ile, Batı toplumlarının, daha önceki yüzyıllarda  başlayarak bir dizi değişim sonucu olarak ve XIX. yüzyılda endüstri toplumunun şekillenmesiyle çizgileri belirginleşen sosyal durum ifade edilmekte; ikincisi ile ise, herhangi bir toplumun sosyal değişme sürecinin, modern olduğu kabul edilen toplumlar yönünde ilerlemesi durumunu, diğer bir ifadeyle de, ileri oldukları kabul edilen yabancı ülkelerin kurumlarının, değerlerinin ve tüketim modellerinin benimsenmesi süreci ifade edilmektedir. Demek ki modernleşme, daima başkasına uyumu ifade eden ve de gelişmiş yâni Batılı ülkelerin belirlediği esas, usul ve kuralların taklid edilmesini öngörmektedir(3).

 

Bu çerçeveden günümüz sporuna bakıldığında, modernleşme sürecine girmiş toplumlarda sporun, tam anlamıyla bir modernite projesi olarak karşımıza çıktığını görmekteyiz. Modernleşen ülkelerde millî denilen geleneksel sporlar dışında kalan sporlar Batı’dan gelmişler/getirilmişlerdir. Türkiye’de atlı cirit oyunu, karakuçak ve yağlı güreş gibi birtakım geleneksel sporları saymazsak, halihazırdaki tüm spor türleri batıdan gelmişler/ getirilmişlerdir. Meselâ takım sporları olarak adlandırılan futbol, basketbol, hentbol, voleybol gibi spor türleri. Bu durum, Türk spor tarihi kitapları incelendiğinde açıkça görülmektedir(3).

 

Türkiye’de ilk kez geleneksel spor tabiri, İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (Yıl: 1968) çerçevesinde kullanılmıştır. Türkiye’deki geleneksel sporlar ve modern spor uygulamaları, figürasyonel teorinin temel tezlerinden biri olan dengeli gerilime bir örnek olarak gösterilip gösterilemeyeceği bir tartışma konusu olabilir. Çünkü, Türkiye’deki geleneksel sporlar ile modern spor uygulamaları bir ve aynı kültürün bir ürünü olmaktan çok uzak görülmektedir.

             

Türkiye’de  spor tarihçiliği henüz tam olarak gelişmemiştir. Birkaç  istisna dışında spor tarihçiliği Türkiye’de akademik ilgi alanından uzak kalmıştır. Bu ilgisizliğin nedeni, Yiğit Akın’ın da dediği gibi, bir ölçüde orijinal kaynak sıkıntısı, dünyadaki akademik gelişmeleri takip etmemek/edememek veya sporu akademik bir çalışmanın nesnesi olmaya layık görmemek; ama asıl, büyük ölçüde beden terbiyesi ve spor konusunda mesele hâline getirilecek bir şeyler olduğuna  inanmamaktır(1).

 

Günümüzde spor gerek Batı’da ve gerekse Türkiye’de, modernitenin bir ürünü olarak kendisini göstermektedir. Modernite projesinin kültürel bir unsuru olarak algılanan modern sporlar, muassır medeniyetler seviyesine ulaşmak isteyen Türkiye açısından çok önemli bir misyon yüklenmiştir. Modernleşme süreci yaşayan Türkiye’de modern sporlar hakkında Halil Bayraktaroğlu’nun söylediği şu söz de bunu doğrulamaktadır: Türk inkılabına ve gelişimine en çok yardım eden  teşekkül spordur(1).

 

Ancak, Batı’da sporun gelişimi ve Türkiye’de sporun gelişimi birbirinden çok farklıdır. Çünkü, Batı dünyasının sosyo-kültürel tarihi, Türkiye tarihinden çok farklıdır. Bu farklılık, müesseselere, davranış şekillerine ve dünya görüşüne kadar uzanmaktadır. Bu farklar tabii ki bir sosyal faaliyet olarak spora da yansımıştır. Her kültür ve medeniyet, özelliklerine göre, farklı spor dallarında gelişme göstermiş, hatta ihtisaslaşabilmiştir. Bazı spor dalları, bugün millî bir nitelik taşımaktadır. Meselâ, Türk kültüründen kaynaklanan atlı sporlar, atıcılık, cirit, güreş (yağlı güreş ve karakucak), kılıç gibi sporlar daha çok savaşa hazırlık ve fizik gücü geliştirme ve gelenekleri sürdürme amacıyla Orta Asya Türklüğünden Selçuklulara, Osmanlılara ve Türkiye’ye kadar bir sosyo-kültürel miras olarak yaşatılmış ve korunmuştur(8). Bütün bu spor türleri, belirli esas, usûl ve kurallara göre uygulanmış olmakla birlikte, büyük ölçüde şiddetten arındırılmışlardır.

 

Tezin Çalışma Planı:

 

Araştırma Literatür Taraması şeklinde yapılacaktır. Araştırmada kullanılacak kaynak kitaplar yayınevi, kütüphane ve internetteki web sitelerinden yararlanılarak tedarik edilecektir.

 

Figürasyonel Teorinin spora bakışı incelendikten sonra, yine Figürasyonel Teorinin Batı kültür ve medeniyeti’nde modern sporun tarihsel gelişimi analiz edilecektir. Daha sonra, Türkiye’de sporun tarihsel gelişimi incelenecek ve en nihayet, Figürasyonel Teorinin Türkiye’de sporun tarihsel gelişimi ekseninde analizi yapılacaktır.

 

Türkiye’de sporun tarihsel gelişimi, geleneksel spor ve modern spor şeklinde iki ayrı kategoride incelenecektir.

 

 

 

Tez Önerisinin Dayanağını Oluşturan Kaynaklar:

 

1. Akın Y.: “Gürbüz ve Yavuz Evlatlar„ , İletişim Yayınları, İstanbul, 2004.

 

2. Alpman C.: Eğitimin Bütünlüğü İçinde Beden Eğitimi ve Çağlar Boyunca Gelişimi, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1972.

 

3. Amman M.T.: “Spor Sosyolojisi„ , Sporda Sosyal Bilimler, (Ed: H.C. İkizler), Alfa     Yayınları, İstanbul, 2001.

 

4. Duerr H.P.: Çıplaklık ve Utanç, (çev: Tarhan Onur), Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1999.

 

5. Elias N.: Uygarlık Süreci, (çev: Ender Ateşman), c.1, 3.Basım, İletişim Yayınları, İstanbul, 2004.

 

6. Elias N.: Uygarlık Süreci,  (çev:  Erol Özbek), c.2, 2.Basım, İletişim Yayınları, İstanbul, 2004.

 

7. Elias N.: Mozart, (çev: Yeşim Tükel), Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2000.

 

8. Erkal M.: Sosyolojik Açıdan Spor, Milli Eğitim Yayınevi, Ankara, 1986.

 

9. Fişek K.: Spor Yönetimi, YGS Yayınları, İstanbul, 2003.

 

10. Guttman A.: “Journal of Sport History„ , Amherts College, Vol.14, No.2, Summer 1987.

 

11. Güven Ö.: Türklerde Spor Kültürü, AKM yayınları, Ankara, 1992.

 

12. Kahraman A.: Osmanlı Devleti’nde Spor, Kültür Bakanlığı, Ankara, 1995.

 

13. Rove D.: Popüler Kültürler, (çev: Mehmet Küçük), Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1996.

 

14. Voigt D.: Spor Sosyolojisi, (çev: Ayşe Atalay), Alkım Yayınları, Bursa, 1998.

 

 

 

 

           

 

 

 

 
IWIWSatartlapGoogle bookmarkDel.icio.usTwitterLinkter.huvipstart.huFacebookDiggUrlGuru.huBlogter.hu

Yorum ekle