logotype
Gençlik Psikolojisi ve Spora Dair PDF Yazdır e-Posta
Osman Temiz tarafından yazıldı.   

Genç denilince akla ilk gelen şey, delikanlıdır. Delikanlı, ilkin deli dolu ve mert bir insanı ifade eder. Eli kanlıdan mülhem, deli kanlı! El, güç ve kuvvet mânâsınadır. Ruhun kanda yuvalandığını ileri süren görüşler dikkate alındığında, gücünü ruhtan alan bir insanla karşı karşıya olduğumuz hemencecik anlaşılır. Gerçi ruh öyle bir şey ki, onsuz hiçbir oluş ve buluş söz konusu değil. Bütün gücünü ruhtan alan bir genç, faaliyetlerinde, fiil ve eylemlerinde, tavır ve davranışlarında akıl, yâni düşünceden ziyade, ruh, diğer bir ifadeyle de duyguya ağırlık verir. “Delikanlılık döneminin en belirgin özelliği kendine güvensizliktir”, tespiti de bunu doğrulamaktadır. Burada “kendine güvensizlik” sözünü doğru okumak lâzımdır. Delikanlıda beliren “kendine güvensizlik” duygusu, bizce akla olan güvensizliğin de tâ kendisidir. Denebilir ki, genç beyinler akılla kirlendikçe kendi öz benliğine olan güven duygusunu da zaafa uğratır. Burada bir paradoks var. Duygu ve düşünce faaliyetinin bir neticesi olarak, “bilgi insana güven duygusu verir.” Öyle ya, insanın gerçeklik seviyesini değiştiren bir faaliyet olarak karşımıza çıkan bilgilenme süreci normal şartlarda ilimle, dolayısıyla da akılla olur; ve, “insan bilgilendikçe kendi öz benliğine olan güven duygusu da artar.” İşte tam da bu noktada şöyle bir soru sormak gerekir: Bilgilenmeden kasıt, ya da bizzat bilginin gayesi nedir? İslâm büyüklerinin dediğine göre, “bilginin gayesi tam bilgisizliktir.” Bu da demektir ki, duygu ve düşünce yoluyla elde edilen bilginin nihaî gayesi, aklı devre dışı bırakmaktır. Aklın devre dışı bırakılmasından kasıt ise, çıkmaz sokak yolcusu olan aklın, iman emrine girmesi, kendisini iptal ederek yeni ve pak bir şekilde doğması ve yolunu bulmasıdır. “Akl-ı selim olmak” tabirinin ifade ettiği mânâ da böyle bir şey olsa gerek! Bütün bunlardan sonra, duygusal genç de ne demek, bizzat gençlik duygusal!

Evet; gençlik duygusaldır. Gençlerde hakim olan yapı, daha ziyade, ruh merkezlidir, daha doğrusu ruhîdir. Ruhîlik, gençlik iksirinin en büyük ve en belirgin özelliğidir. Eflatun, gençlik hakkında “ruhî sarhoşluk” tabirini kullanır. Buna karşın Aristo, gençleri vurdum duymaz yaratıklar olarak vasıflandırır. Yâni; aklî muhakemeden yoksunluk mânâsına, deli divane! Açıkca görülmüştür ki, gençlik, özünde ve sözünde ruhçudur. “İslâm, ruhçuluğun hakikatini temsil eder.” Bedahet hissiyle söylersek, gençlik hakikati, İslâm tarafından temsil edilmektedir. İBDA Mimarı Salih Mirzabeyoğlu, günümüz gençliğinin İslâm’a olan ilgisini zamanın ruhu, dolayısıyla da zamanın mânâsına ile ilişkilendirir. Bir bediî zevk olarak söyleyelim ki, gençlik ve İslâm yan yana gelince, ortaya dünyanın en güzel manzarası çıkar. Mutlak hakikati özümsemiş her müslim, son nefesine kadar genç ve tazeliğini korur. İlerlemiş yaşına rağmen bir müslümanın ruh adelelerinin her daim şişkin, yâni güçlü ve kuvvetli olması, diğer bir ifadeyle de pörsümemiş bir hâlde hayatını devam ettirmesi, İslâm’ın kazandırmış olduğu son ve som gençlik iksiri, yâni ruhçuluk anlayışı ile doğrudan alakalıdır.

“Latince’de büyümek ve olgunlaşmak anlamında kulanılan gençlik kelimesi, yine Latince bir kelime olan “adolescere” kökünden gelmektedir. Batı literatüründe “adolescent” şeklinde kullanılan bu kelime, durağan bir durumu değil, bir süreci ifade etmektedir. Kimilerine göre bu süreç, ilk ergenlik belirtilerinin başladığı 12 yaşından büyümenin durduğu 21 yaşına kadar olan bir zamanı kapsar.” Evet; doğrudur, maddi yaş itibariyle gençlik, ergenlikten yâni 9-12 yaşından kas ve kemik gelişiminin tamamlandığı 21-24 yaşları arasını kapsar. Gençlik devresinden sonra olgunluk devresi başlar. Ondan sonra da kâli diye ifade edilen gizli düşüş devresi başlar ki artık, yaş itibariyle yaşlılığa doğru bir akış yavaş yavaş hızlanır. Bazı kişiler gençlik yaş sınırını 30’a kadar yükseltirler. İslâm büyükleri de gençlik yaşını 30’a dayandırır. İşin aslı şudur ki, ruh yaşı itibariyle gençlik süreci, imanî bir tezahür hâlinde, ta ki ölene kadar devam eder. Ashab ve gâza ehlinin hayatlarına bakmak yeter. Üstad Necip Fazıl, “gençlik bir yaş hâli değil, ruh hâlidir”, derken aslında hayata şamil mânânın “geçlik”, diğer bir ifadeyle de İslâm olması gerektiğine işaret etmektedir, diyebiliriz.

***

Günümüz dünyasında sosyoloji ilmi, 15 ila 25 yaşları arasında olup da öğrenim gören veya çalışan insanların tamamını gençlik kategorisinde değerlendirmektedir. Buna göre son nüfus sayımı sonuçlarına göre 65 milyona yaklaşan Türkiye nüfusunun %60’ı, 25 yaşın altındaki çocuk ve gençlerden oluşmaktadır ki bu, pek çok şeyin de bir nevi habercisi mahiyetindedir. En başta, gençliğin hakikatini temsil edenin İslâm oluşu ve, üzerinde yaşadığımız bu topraklarda istikbâle damgasını vuracak bir “büyük zuhur”a gebe oluşunu sayabiliriz. Yaş itibariyle 20-25 milyonluk bir genç nüfus, hakikaten çok ciddi bir rakamdır. Bu rakam, günümüzde pek çok devletin toplam nüfusundan bile fazladır. Ama gel gör ki Türkiye’de gençlik, mütemadiyen tırpandan geçirilerek tıraşlanmakta, taze beyinler dumura uğratılmakta ve, her şart altında İslâm’dan uzak tutulmaya çalışılmaktadır. Tam aksi olması gerekirken spor da, aynı şekilde, insanımızı İslâm’dan uzak tutmanın biricik vasıtası olarak algılanmakta ve kullanılmaktadır. Bu çok esef verici bir durumdur. Nefs muhasebesi aciliyet ifade etmektedir. Aksi takdirde tarihten silinme aşaması devreye girer ki, sanırım o devredeyiz. Ama tam da bu noktada “İslâma Muhatap Anlayışın Dünya Görüşü”nü örgüleştiren Büyük Doğu-İBDA anlayış sistemi bir “kurtuluş reçetesi” olarak imdadımıza yetişmiş ve; hâlihazırda icradadır. Spor zaviyesinden bu “kurtuluş reçetesi”, “spor, devlet kültür politikasına bağlı olarak, vücudu ruhun emri gayesi bilmek şartı altında güzel” şeklinde dile getirilen “terkibî hüküm” çerçvesi içerisinde mündemiçtir. Başyücelik Devleti ideali, herkesin dünya gözüyle görebileceği bir noktaya doğru hızla ilerlemektedir.

Hemen herkesin iştirak ettiği bir gerçekliktir ki, gençlik, cesaretin çekingenliğe, macera isteğinin monotonluğa üstün geldiği bir çağdır. Gençler maceraperesttirler. Son derece hassas ve toplumun geleceği açısından kontrol edilmesi ve yönlendirilmesi gereken bir taife olarak karşımıza çıkan gençlik, hiç süphesiz ki, istikbâlin kendisinde yuvalandığı bir nüvedir, mayadır. Diğer taraftan bütün bir gençlik bunalımlar, öfkeler, çatışmalar ve kaygılar yumağıdır. Kendi kendisiyle ve çevresiyle her daim sürtüşme ve savaş hâlindedir. Nitekim tarihin her döneminde bütün bir gençlik, toplumların en enerjik ve en ibdacı taifesi olarak bilinmiştir, belirmiştir. Toplumların geleceğinde belirleyici rol oynayan gençlik, aynı zamanda istikbâlin de teminatıdır. Ama gel gör ki ugün Türkiye’de gençlik, mirasyedi babasının kredi borçlarıyla boğuşacak bir ortama doğru hızla sürüklenmektedir. Bu mânâda Türkiye gençliği karı-kız, başıboş spor, oyun ve eğlence ile oyalandırılmakta, bu da yetmiyormuş gibi şimdi de, istikbâli ipotek altına alınarak, yani ekonomik cendereye alınıp tasfiye edilmek istenmektedir. Sucukcunun çok da umurundaydı sanki!

Haylaz, atılgan, cesur, yardımsever, cömert, samimi ve bir o kadar da öfkeli bir portre çizen gençler, daha ziyade içgüdülerine kulak verir ve kendilerini iç tepkilerine kaptırırlar. Tutku ve isteklerinin esiri olurlar. En küçük bir engel onları öfkelendirmeye yeter de artar bile. Çünkü onlarda hakim olan ruh, hiçbir engel tanımak istemez, tanımaz. Yüksek ideal ve hayallere sahiptirler. Gençlerdeki bu “hayâlî” hâl, “aslî vatan”a duyulan özlemin bir ifadesi olarak, ruhçuluğun hakikatini temsil eden İslâm’ın soylu davetine şuurlu veya şuursuz bir şekilde yeşil ışık yakmak şeklinde de okunabilir. Bizce günümüz gençliği İslâm, dolayısıyla da ibdacı olmak zorundadır. Hem geleceğimiz/istikbâlimiz, hem de bizzat gençlik için bu bir ihtiyaçtır. Bugün topyekûn gençliğin babası olarak, çile içinde çile çekerek Allah’ın bahşedeceği günü kollayan Kumandan, bütün gençliğin, dolayısıyla da tüm insanlığın derdine çare olacak keyfiyette bir insan, sahici insan, dahası, “seçilmiş” olarak hayattadır, meydandadır. Bütün bir gençlik olarak, kıymetini bilelim!

***

Günümüz dünyasında sigara, içki, uyuşturucu vb. gibi kötü alışkanlıklar, taze ve körpe gençliği yiyip bitirmektedir. Henüz filiz vermeden ya kökünden koparılmakta, ya da kupkuru bir şekilde büyümesine yol verilmektedir. Mevcut siyasî ve içtimaî sistemlerin, günümüz gençliğine tatmin edici bir “üstün ideal” sunamadığı gün gibi aşikârdır. Bir kurtuluş reçetesi gibi takdim edilen spor da tek başına bir çözüm olamamaktadır, olamazda nitekim. Modern sporun temel felsefesî ilkelerinin yer aldığı “Olimpik Antlaşma”da sporun bir insanlık ideali, kurtuluş reçetesi mânâsına bir dünya görüşü olarak sunulduğu hepimizin malûmudur. Halbu ki spor, tek başına bir dünya görüşü olmaktan çok uzaktır, hatta muhaldir. Sporu “kurtuluş reçetesi” mânâsına bir dünya görüşü olarak teklif etmek, akla ziyan. Evet, doğrudur; spor, bir toplumda gençlere ulaşabilmenin en kolay ve belki de en etkili vasıtasıdır. Ki; sportif faaliyetler, potansiyel enerjilerini onların sağlığına katkıda bulunacak şekilde sunarken gençlere, aynı zamanda kurallara uymayı, birlik ve beraberlik sağlamayı, dayanışma ve paylaşmayı da temin edici bir keyfiyeti haizdir. Sportif faaliyetler vesilesiyle gençler bir yandan başarı için sabır, mücadele, fedakârlık ve disiplin içinde çalışmanın gerekliliğini öğrenirlerken, diğer yandan da yenilgiyi kabullenmeyi ve kendinden daha iyi olanı da takdir edebilmeyi öğrenirler. Ama bütün bunlar kıymetini, belirli bir dünya görüşünden alır. Nitekim spor, onu kullanana göre hizmet eden bir alet mevkiindedir.

***

Dergi ve kitap okumak, sportif faaliyetlere iştirak etmek ve sinema ve tiyatro gibi sosyo-kültürel faaliyetlerde boy göstermek, gençlik dünyasında en ilgi çeken mevzulardandır. Özellikle 15 yaş ve sonrası gençlerde, büyük bir hareketlilik ihtiyacı baş gösterir. Bu mânâda gençlik çağı hakkında, etkinlikler çağıdır da denebilir. Nitekim gençlik yıllarında sportif faaliyetlere katılmak, yarış ve müsabakalara iştirak etmek en üst seviyededir.

***

Gençlik, sosyoloji ilmi tarafından çeşitli sınıflandırmalar eşliğinde incelenmektedir. Mesela yerleşim birimlerine göre, köy ve şehir gençliği; cinsiyet özelliklerine göre, kız ve erkek gençlik; meşguliyetlerine göre, çalışan ve okuyan gençlik vs. Hangi sınıflandırmada yer alırsa alsınlar, fark etmez, istisnasız bir şekilde bütün bir gençlik, kendilerine model olacak kalifiye bir insan arar. Bu bazen bir aktör, bazen bir sporcu, bazen bir siyasetçi, bazen de bir ilim adamı olur. Günümüzde ya popçu, ya da topçu olmakla sınırlı olan bu durum, içler acısı bir durumdur, ayrı mesele!

Gençlerde arkadaşlık ilişkileri çok önemlidir. Teke tek arkadaşlık, okul arkadaşlığı, mahalle arkadaşlığı, takım arkadaşlığı vs. gibi değişik arkadaşlıklar, “çevre etkisi” üst başlığı altında, gençlerin şahsiyet teşekkülünde çok önemli bir rol oynar. Kişi, arkadaşının gittiği yoldan gider. Arkadaşının dininden olduğu da, Hadîs ile sabittir. Nitekim tabiatlar birbirine tesir, sirayet eder. Yani; arkadaş sirayet edicidir. Kötü arkadaş kötülüğü, iyi arkadaş ise iyiliği sirayet ettirir.

Gençler için bir arkadaş grubuna girmek ve bir arkadaş grubunda kalabilmek çok önemlidir. Arkadaşlık uğruna genç, pek çok şeyi göze alabilir, alır. Kavga etmekten tutunuz da, nevalesini paylaşmaya kadar pek çok şeyi, hatta bütün her şeyini feda edebilir, gözden çıkarır. Çünkü genç için aile ve çevrenin ne düşündüğü çok da önemli değildir; onun için önemli olan arkadaş grubunun ne düşündüğü ve ona verdiği değerdir.

Arkadaş gruplarının aynı sosyo-ekonomik ve kültürel yapıya sahip kişilerden oluşmasının temelde hiçbir önemi yoktur. Ama dinî temelli kurulan arkadaşlıklar, karınkardeşten de öte bir mânâ ifade eder. Spor branşlarındaki takım arkadaşlığını din kardeşliğinin de üstünde tutmaya ve göstermeye çalışmak, sporu “çağımızın tabusu” olarak pazarlamak isteyenlerin yediği bir herzeden başkası değildir. Spor takımı arkadaşlığı, din temelli arkadaşlıkları pençinleştirir, o kadar. İlmî araştırmalar da göstermiştir ki, organize sportif faaliyetler, sosyalleşme mevzuunda önemli olduğu kadar, karakter oluşumu, fizyolojik ve psikolojik özelliklerin gelişimi, ahlâkî ve manevi değerlerin tahkimi açısından da çok önemi haizdir.

Özetlersek; istikbâlin kendisinde mayalandırıldığı gençlik, temelde aksiyoner bir mizaca sahiptir. Bu mizacın en iyi şekilde ifadesi yerini, İslâm’da bulur. İslâm, fıtrata uygun olarak, gençliğin kendisini ifadeye geçebileceği yegâne dindir. Zamanımızda bunun gerçekleştirileceği kalıp ise, Büyük Doğu-İBDA anlayış sistemi olarak teklif edilmiştir. Büyük Doğu-İBDA anlayış sistemi istikametinde şekillenecek olan bir spor anlayışı/ahlâkı, gençlik ideali açısından bulunmaz bir nimettir. Veselâm.

 
IWIWSatartlapGoogle bookmarkDel.icio.usTwitterLinkter.huvipstart.huFacebookDiggUrlGuru.huBlogter.hu

Yorum ekle