logotype
Modern Futbol ve Global Ekonomik Kriz PDF Yazdır e-Posta
Osman Temiz tarafından yazıldı.   

            Başlangıç

            Bu yazının konusu günümüzde yaşanan global ekonomik kriz değil. Global ekonomiye sıkıca eklemlenmiş olan sporun ne derece ve nasıl etkilendiği mevzuu bu yazı konusunun ana temasını oluşturmaktadır.   

Modern sporların doğuşu mevzuunda iki temel görüş ileri sürülmektedir. Bunlardan birincisi, modern sporlar, “makine uygarlıklarının getirdiği makineleşme, işbölümü ve hayatın tek düzeleştirilmesine doğrudan bir tepki” olarak zuhur etmiştir. İkincisi ise, “sermayenin 1860’lı yıllardan başlayarak “tekelci” bir biçimde örgütlenmesi ve bu maddi-teknik temel üstünde daha önce hiç ön görülmemiş bir üretkenlik düzeyine ulaşılmasının” doğurduğu bir neticedir.[1] Ancak;

Başta İngiltere ve diğer Kıt’a Avrupası ülkelerinde vuk’u bulan 1871 tarihli ekonomik kriz veya bunalım, modern sporların gelişiminde çok etkili olmuştur. Şöyle ki; 19. yüzyıl Kıt’a Avrupası’nın ekonomik kriz/bunalım yıllarında modern sporlar çok gelişmiş ve bu tür sporlara katılım çok artmıştır. Geniş halk kitleleri başta olmak üzere, özellikle de işçi kesim, ekonomik kriz yıllarında morallerini yükseltmek için artan ölçüde spora yönelmişler ve zamanlarının büyük bir bölümünü ya spor yaparak ya da spor yapanları izleyerek geçirmişlerdir.[2]

Dünyadaki içtimaî, iktisadî, siyasî, hukukî ve kültürel değişme ve gelişmeler hiç şüphesiz ki sporu da çok yakından etkilemektedir. Çünkü “bütünün parçaya tecellisi” hikmeti mucibince, “sporun bir ülkedeki yönetim yapısı, o ülkedeki iktidar yapısını büyük ölçüde yineler, yansıtır.”[3] Bu çerçeveden olarak;

Günümüz dünyasında, eski dönem ekonomik krizlerinden çok farklı olarak, sanayii ve ekonominin önemli bir kolu olması hasebiyle modern sporlar, global ekonomik krizle birlikte çok ciddi problemler yaşamaktadır. Meselâ futbol dünyası günümüzde sahip olduğu dengesiz gelişim dinamikleri etkisiyle çok büyük bir kriz yaşamaktadır. Büyük spor kulübleri, özellikle de şirketleşmiş futbol kulübleri bugün borç batağında yüzmektedirler. Kimi kulübler, meselâ Real Madrid (İspanya) gibi şirketleşmiş kulübler sahip oldukları tesisleri satışa çıkararak ayakta kalmaya çalışmaktadır. Kimi kulübler ise, meselâ Lazio (İtalya), Napoli ((İtalya) vs. gibi kulübler ipin ucunu iyicene kaçırmış ve iflasın eşiğine gelmişlerdir. Bu arada iflas edip tasfiye edilen kulübler yok değil. Meselâ bir zamanlar Fatih Terim’in teknik direktörlüğünü yaptığı Fiorentina (İtalya) ve Leeds United (İngiltere) gibi kulübler 2000’li yılların başlarında iflas etmişlerdir.

 

Küresel Emperyalizm ve Modern Sporlar

Modern sporlar, hiç şüphesiz ki, Hıristiyan-Yahudi Batı medeniyetinin içinden neş’et etmiş bir spor anlayışı veya sistematiğidir. Modern dünyanın modern bir ürünü olarak kabul gören modern sporlar, özellikle 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren uluslararası bir boyut kazanmıştır. Modern sporların uluslararası bir boyut kazanması Hıristiyan-Yahudi Batı dünyasının kapitalist ve emperyalist tutumuyla da çok yakından ilintilidir. Spor tarihi kitaplarından da takip edilebileceği üzere, modern sporların beşiği ve aynı zamanda, siyasî, iktisadî ve kültürel emperyalizmin baş mimarlarından olan İngiltere, modern sporların uluslararası bir boyut kazanmasında baş rol oynamıştır.

Modern sporların en önemlisi daha doğrusu en popüleri futboldur. İlk profesyonel sporcular, ilk spor kulüpleri ve bunları destekleyen ilk taraftar kitlesi (holigan) sanayi devrimi sonrasında İngiltere’de -maden ocakları, limanlar ve fabrika bacalarının ve işsizliğin gölgesi altında ortaya çıkmış ve oradan dünyaya yayılmıştır. Gerek Avrupa ve Amerika’da gerekse Asya ve Afrika’da, kısacası dünyanın pek çok ülkesinde, meselâ Rusya, Brezilya, Avusturya, Türkiye vs. gibi ülkelerde futbol, İngiliz kolonileri vasıtasıyla iltifata mazhar olmuş ve yine aynı koloniler vasıtasıyla neşv ü nema bulmuştur.

İngiltere’de futbol sanayileşme ile birlikte gelişmiştir. 20. yüzyıl başlarında İngiltere tüm dünyada sanayileşmede olduğu gibi futbolda da öncü rol oynamıştır. Tüm dünyada futbol, Teo Stemler’in de dediği veçhile, “sanayileşme ile birlikte başka ülkelere ihraç edilebilen bir halk sporuna dönüşmüştür.”[4]

Modern sporlar Batı kültürünün “modern„ bir ürünüdür. Ortaçağ’ın geleneksel oyunlarından (soule vs.) ve şövalyelerin turnuva oyunlarından doğan modern sporlar, İngiltere’den çıkarak önce liman şehirlerine ve kıt’a Avrupası’nın başkentlerine, sonra Batı ülkelerinin iç kısımlarına ve diğer kıt’alara yayılmıştır. Modern sporların İngiltere’den bütün dünyaya yayılmasının en büyük ve en temel sebebi, 19. yüzyılın sonunda ve 20. yüzyılın başlarında İngiltere’nin siyasî ve iktisadî Batı dünyası için bir örnek, sömürgeleştirdiği ülkeler açısından da bir otorite olarak kendisini göstermesidir.[5]

Sosyolog M.Tayfun Amman, modern futbolun anavatanının İngiltere olduğunu ve oradan dünyaya yayıldığını söyler. Amman’a göre, İngiltere, spor modelini öylesine ihraç etmiştir ki, kendi topraklarından çıkıp uluslararası hale gelmiş olan branşların ötesinde, örijinleri farklı olan branşların bile yapılış biçimlerini etkilemiştir. O kadar ki, müzik alanında İtalyanca teknik terimlerin tüm ulusların malı haline gelmesi gibi, sporla ilgili İngilizce teknik terimler de tüm ulusların malı haline gelmiştir.[6] Kültürel emperyalizm!

                                                                                                                        

Küresel Sermaye ve Uluslararası Spor

Uluslararası spordaki gelişme ve değişmeler küresel emperyalizmin ileri karakolu olan küresel sermayenin palazlanmasına paralel olarak gelişmiştir. Kapitalizmin ulus-devlet sınırlarını aşarak bir dünya sistemi olarak örgütlenmeye başlamasından (1890’lar) kısa bir süre sonra sporda ilk uluslararası yönetim (Uluslararası Olimpiyat Komitesi, 1894) oluşturulmuş ve yirminci yüzyılın dönülmesinden sonra da her spor dalı için uluslararası spor federasyonları kurulmuştur.[7] Denebilir ki, kapitalizmin azmanlaşmış hâli olan küresel emperyalizme en çok hizmet eden başlıca iki unsurdan biri küresel sermaye, diğeri ise uluslararası spor -özellikle de modern futboldur.

Tarihi bir gerçekliktir ki, Rönesans ile birlikte Batı’da; ilimde, sanatta, fikirde, eğitimde, dolayısıyla da sporda yeni bir anlayış baş göstermiştir. Yine tarihi bir gerçekliktir ki, Rönesansın kazanımlarıyla Batı, kendi iç bünyesinde ilkin 1789 Fransız İhtilâli ve sanayi devrimini gerçekleştirmiştir. Sanayi (endüstri) devrimi ise, çok kısa bir zaman sonra teknoloji devrimini doğurmuş ve bugünkü duruma gelinmiştir.

Batı’da sanayii devrimi sonrası gelişen süreçte, 1871 ve 1929 yıllarında kendisini gösteren ekonomik krizleri saymazsak, geniş halk kitlelerinin çalışmaktan veya çalıştırılmaktan vakit bulup da spor yapmaya ayıracak vakitlerinin olduğunu söylemek çok zordur. Çünkü halkın büyük bir çoğunluğu karın tokluğuna geçimini sağlamaya çalışıyordu ve onlar için spor çok lükstü. Fakat zenginler, asiller, devlet erkânı ve diğer üst gelir grubundan olan bürokrat ve aristokrat taife sporu bir zevk ve eğlence unsuru olarak yapmaya devam ediyordu. Ancak;

Sanayii devriminin doğurduğu teknolojik gelişmelere paralel olarak üretimde insan yerine makine veya robot vb. teknolojik aletlerin üretime koşulması, diğer bir ifadeyle serî üretim veya otomasyona geçilmesi, kısacası “az emek çok ürün” imkânının ele geçirilmesi geniş halk kitlelerinin de “boş zaman”a kavuşmasını beraberinde getirmiştir. Bunun tabiî bir neticesi olarak da, Kıt’a Avrupası’nda spor, geniş halk kitlelerinin “boş zaman” uğraşısı hâline gelmiştir.

            “Modern endüstriyle birlikte üretim teknolojisinin hızlı bir biçimde gelişmesi, fert ve toplumlara büyük bir zaman kazandırmıştır.”[8] Teknolojik gelişme, “boş zaman”  kavramının meydana gelmesinde en büyük amildir. “Boş zaman” kavramı yalnızca seçkin/soyluların katılmasına imkân veren sporların (meselâ tenis, yüzme, golf, vs.) değil, giderek kitlesel tüketime dönük seyirlik sporların da (meselâ futbol, basketbol vs.) ortaya çıkmasına ve toplumda yaygınlaşmasına büyük ölçüde etkili olmuştur.

Evet; teknolojik gelişmelere paralel olarak, bütün bir Kıt’a Avrupası’nda spor boş, serbest veya her zamanki işten arta kalan zamanı değerlendirmenin önemli bir faaliyeti olarak teşvik görmeye başlamıştır. Fakat böyle bir teşvik öyle çok da uzun sürmedi. Çünkü, çok kısa bir zaman sonra Batı’da spor, değil belirli bir zaman dilimini değerlendirmek, bütün bir zamanı dolduracak şekilde bizzat iş hayatının önemli bir parçası oluverdi. Hâl böyle olunca, ekonomik krizle birlikte spor da kendisini krizin içinde buldu. Günümüzde spordaki (ekonomik) kriz, sporun ekonomik hayatın doğrudan bir parçası olmasından kaynaklanmaktadır.

 

Sonuç ve Değerlendirme     

Denebilir ki, kitleleri bu denli büyük çapta harekete geçiren spordan başka ikinci bir şey yoktur ve her kim futbol ile ilgilenmiyorsa, o, kendisini toplumdan soyutlanmış olarak bulur. Ancak; futbol, alet edilme özelliği taşımasından ötürü çok sık din ile kıyaslanmış ve halklar için en tehlikeli uyuşturuculardan biri olarak görülmüştür.[9] Dolayısıyla da kolay yoldan para kazanmanın kaynaklarından biri.

1904 yılında kurulan ve dünya kupası turnuvasını düzenleme yetkisini elinde bulunduran Uluslararası Futbol Federasyonu (FIFA), başlangıcında dünya kupasını uluslararası bir kültür etkinliği olarak algılamıştır. Ancak 1994 yılında joâo Havelange’ın FIFA’ya gelişiyle birlikte futbolda köklü değişiklikler yaşandı. Dünyada ekonomik krizin olduğu dönemlerde, ki siyaset ve ekonomi ilişkilerinde netliğin de bittiği bir dönemdir bu, FIFA dünya kupası turnuvalarını tam bir ticaret odağı hâline geldi.[10] Havelange, FIFA başkanlığı döneminde UOK başkanı A. Samaranch ile çok sıkı ilişki içerisinde olmuştur. FIFA ve UOK’nın yakın tarihi incelendiğinde küresel sermaye (Adidas, Nike, Reebok, Coco-Cola, Pepsi, VisaCard vs.) ile olan ticari, fakat kirli ilişkileri çok rahtlıkla görülecektir. Bu mevzuuda Olimpiyatlar Sahtekârlık ve Mafya isimli eser çok önemli ipuçları vermektedir.[11]

Evet; futbolun ticarete dökülmesi gerçeğine, etkilerine özellikle spor malzemeleri üreticileri de dahil olmuştur. Bu üreticiler, milyonları bulan rakamlarla hem bu işi ayakta tutmuşlar ve hem de milli takımlar üzerinde devasa bir etki sahibi olmuşlardır.[12]

20. yüzyılın son çeyreğinde küresel sermaye dünya iş piyasasını ele geçirince diğer küçük ve yerel sermayenin hareket alanı bir hayli daralmıştı. Aslında yerel ve küçük sermaye 20. yüzyılın son çeyreğinden beri krizi derinden yaşıyordu. Global kriz denilen şey, temelde küresel sermayenin krizidir. Bu kriz, doymak bilmeyen küresel sermayenin kendi hantal vücudundan protein harcamaya başladığını bir göstergesidir.

Evet; global kriz emperyal/yayılmacı kapitalizmin var olma/var kalma mücadelesidir. Bu kriz, yeni bir dünya düzeni kuruluncaya kadar devam edecek gibi gözükmektedir. Spor da bu krizden nasibini almaktadır, önemli ölçüde etkilenmektedir. Çünkü uluslararası veçhesiyle spor, kapitalizme eklemlenmiş bir vaziyettedir. Genelde sporda özelde ise futbolda yaşanan ekonomik kriz, global ekonomide yaşanan krizin tabiî bir neticesi olarak ortaya çıkmıştır.

                                                                                              

İlma', sayı: 6

Ekim 2010


[1] Kurthan Fişek, Spor Yönetimi, YGS Yayınları, İstanbul 2003, s. 30.

[2] Kurthan Fişek, Spor Yönetimi, YGS Yayınları, İstanbul 2003, s. 30.

[3] Kurthan Fişek, Spor Yönetimi, YGS Yayınları, İstanbul 2003, s. 48.

[4] Theo STEMMLER, Futbolun Kısa Tarihi, Dost Kitabevi, Ankara, 2000, s.103.

[5] M.Tayfun AMMAN, “Spor Sosyolojisi”, Sporda Sosyal Bilimler, (Editör: Can İkizler), c.1, Alfa Yayınları, İstanbul, 2000, s.115.

[6] M.Tayfun AMMAN, “Spor Sosyolojisi”, Sporda Sosyal Bilimler, (Editör: Can İkizler), c.1, Alfa Yayınları, İstanbul, 2000, s.115.

[7] Kurthan Fişek, Spor Yönetimi, YGS Yayınları, İstanbul 2003, s. 32.

[8] Ejder Okumuş, Boş zamanlar ve İslâm, s. 27 (http://www.foxitsoftware.com/pdf/pe_intro.php).

[9] Dario Anzellini ve Stefan Thimmel, “Futbolistas” Futbol ve Latin Amerika, Otonom Yayıncılık, İstanbul, 2008, s. 9-10.

[10]Dario Anzellini ve Stefan Thimmel, “Futbolistas” Futbol ve Latin Amerika, Otonom Yayıncılık, İstanbul, 2008, s. 28.

[11] Vyv Simson ve Andrew Jenning, Olimpiyatlar Sahtekârlık ve Mafya, (çev: Mehmet Harmancı), Milliyet Yayınları, İstanbul, 1993.

[12] Dario Anzellini ve Stefan Thimmel, “Futbolistas” Futbol ve Latin Amerika, Otonom Yayıncılık, İstanbul, 2008, s.19.

 

 

 

 
IWIWSatartlapGoogle bookmarkDel.icio.usTwitterLinkter.huvipstart.huFacebookDiggUrlGuru.huBlogter.hu

Yorum ekle